Akşener: Erdoğan, Rize’deki provokasyonun azmettiricisi olduğunu itiraf etti

 Akşener: Erdoğan, Rize’deki provokasyonun azmettiricisi olduğunu itiraf etti

Akşener: Erdoğan, Rize’deki provokasyonun azmettiricisi olduğunu itiraf etti

Partisinin grup toplantısında konuşan Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye, cami açılışında bile milleti bölmeyi başaran bir zihniyet ile yönetiliyor. Bu benekli zihniyet ne vakit sıkışsa milletimizi değerleri üzerinden ayrıştırmaya çalışıyor. Nifak tohumları ekip, milletimizi birbirine düşürüyor. Tek önceliği koltuk olanlar lekeli siyasi hesapları gereği bu toplumsal ayrışmadan, bu gerilimden besleniyorlar. Bunun son örneğini Taksim Cami açılışında yaşadık. Biz ziyafet aldık, ağırlama edenlere teşekkürler. Programımız vardı fakat benim adıma sayın Grup Başkanımız İsmail Tatlıoğlu katıldı. İstanbul’umuza hayırlı olsun.

”ERDOĞAN VE EKİBİNİN ALLAH’IN EVİNDE DÜŞMANLIK ÜRETME HASTALIĞI KABUL EDİLEMEZ”

Ancak sayın Erdoğan ve ekibinin, Allah’ın evinde bile düşmanlık üretme hastalığını kabul edemeyiz. Sayın Erdoğan bir defa daha hatırlatayım, camiler müminler ibadet etsin diye yapılır. Taraftarına zafer, muhalefetine yenilgi yaşatacaksın diye yapılmaz. Allah’ın evi böyle kirli hesapların mekanı ülkü getirilemez.Taksim Cami’nde ibadet eden vatandaşlarımızı kendi hesaplarına alet edemezsin.

Sırf sayın Erdoğan’a yaranacaklar diye AK Parti Mahalle Temsilcisi kılıklı güya din adamları, tanrısal mabedimizde Cumhuriyetimizin kurucusuna lanet okuyor. Allah bunu yapanları da yapılmasına göz yumanları da ıslah etsin.

Zerre utanmadan Allah’ın huzurunda dehşet kusanlara, gündem başkalaştırmak için ecdanına lanet okuyacak kadar küçülenlere inat, İstiklal ordularının başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kere daha minnet ve saygıyla anıyorum.

TÜİK’E TEPKİ: GÖZÜMÜZ AYDIN, BÜYÜMÜŞÜZ!

Bir insanın şahsi menfaatleri, Allah korkusunun önüne geçerse, o insan her şeyi yapar, her yaptığını da mübah görür. Şahsi ikballeri için, nifaktan, gıybetten, kul hakkı yemekte çekinmeyenler günahta da sınır tanımazlar. İhtiyaç olur iftira ederler, gereklilik olur istiskal ederler, gereklilik olur yalan söylerler. Nitekim, temel görevi, iktidarın yalanlarına gerçeklik uydurmak olan, Türkiye İstatistik Kurumu, hafta başında, aziz milletimize büyük bir müjde verdi. Dedi ama; ‘Türkiye, 2021’in birincil çeyreğinde, yüzde 7 büyüdü.’ Gözümüz kültürlü, büyümüşüz! Açıklamayı yapan TÜİK olduğu için biz de doğal olarak, bu büyümeyi bir inceleyelim dedik.Beş çeyrek negatiften sonradan, net ihracat da az da olsa pozitif katkı yapmış. Buraya değin her şey güzel. Elbette bunları sevindirici buluyoruz. Fakat bir takım şeyleri sorgulamak zorundayız. Mesela, milletimiz bu büyümeyi hissedebilmiş mi? Hayır. Örneğin, yüzde 7 büyümeye karşın, esnafımız, çiftçimiz neden hâlâ acınacak halde? Kem küm. Örneğin, son bir yılda işsiz sayımız neden 2 buçuk milyon birey artarak 10 milyona ulaşmış? Yanıt değil.

Bizden çok daha düşük oranda büyüdükleri halde birçok ülke, pandeminin olumsuzluklarını, bizden fazla daha hafif yaşıyor. Çünkü o ülkelerde, hükümetler ciddi hibe destekleri verdiler. Yani vatandaşlarının afiyet ve huzurunu, çoğaltma istatistiklerinin önüne koydular. Bizde ise iktidar, sırf büyüyeceğiz diye, keza yarım tedbirlerle insanlarımızın sağlığı tehlikeye attı, hem de direkt yardım yapmayarak insanlarımızı geçimini sağlama sıkıntılarıyla baş başa bıraktı. Sırf istatistikler yüksek gelsin diye sosyal devlet olmanın gereğini maalesef yapmadı. Bu eğri anlayışın etkilerini, çoğalma rakamlarını incelediğimizde görebiliyoruz. Milli gelirimizi, kazanç yöntemiyle incelendiğimizde, ödenti ödemelerinin, gayri safi yurt içi hasıla içindeki payının, 2014 yılının ilk çeyreğinden beri, asgari seviyeye geldiğini görüyoruz.Ayrıca bu büyümenin, krediyle finanse edildiğini de atlamamak gerekiyor. İlk çeyrek sonu itibarıyla, son bir yılda, toplam banka kredileri, 830 milyar lira, alıcı kredileri de, 223 milyar lira artmış. Yani, iktidarın dört elle sarıldığı bu çoğaltma, esasında borçla gerçekleşmiş. Yani, zenginleşmemişiz, bütün tersine borçlanmışız. Sözüm ona beklentileri aşan, bu mucizevi büyümenin, milletimizce hissedilememesinin sebebi işte budur. Sipariş istatistik bilimi destekli iddiaya göre çoğaltma ile, hakiki yeniden yapılanma arasındaki ayrım, işte budur.

‘KADEMELİ NORMALLEŞME’ DEĞERLENDİRMESİ

İktidarın, bu ‘dostlar alışverişte görsün’ siyasetinin sonuçlarını, ekonomiden pandemiye, eğitimden tarıma değin her alanda yaşıyoruz. Geçtiğimiz pazartesi günü, sayın Erdoğan, pandemi tedbirlerindeki yeni dönem için kürsüdeydi. Milletçe cevabını beklediğimiz birçok soru vardı. Bu soruların çoğuna, bundan böyle adet olduğu üzere yine cevap bulamadık. Net bir aşı takvimi oluşturulmuş mu? Oluşturulmamış. Turizm hareketliliği ve konaklamalarla ilgili ne gibi kısıtlamalar var? Emin değil. Yurt dışına çıkışlardan, 65 yaş üstü insanlarımızın durumundan, telafi eğitiminden bahsedildi mi? Hayır.Toplu faaliyetler ve konserlerin bahsi geçti mi? Hayır. Süre ve sayılarla ilgili bir izahat var mı? O da değil. Ne var? Her zamanki gibi çokça hamaset, birkaç tane de özensiz önlem var. Örneğin ben bir şeyi fazla merak ediyorum: Bu kapanma kararlarının bilimsel bir temeli var mıdır? Bilim Kurulu’nun bu konuda bir çalışması olmuş mudur? Yani Bilim Kurulu, ‘Saat 10’dan daha sonra dışarı çıkma yasağının getirilmesi, virüsün yayılmasını engeller’ demiş midir? Yahut, bu kararlar göz kararıyla, Sayın Erdoğan’ın kendi keyfine kadar, ‘dostlar alışverişte görsün’ diye aldığı kararlar mıdır?

YA İŞİNİ YAP YA DA SANDIĞI GETİR

İktidarın artık bir şeyin farkına varması gerekiyor. Bir karar alma yetkisine sahip almak, alınan kararı, hiçbir izah etme yapmadan, hiçbir mantığa dayandırmadan, kafaya tarafından uygulamak anlamına gelmez. Çağdaş bir devlette, her kararın mantıklı bir açıklaması olmak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti, göz kararı ile Sayın Erdoğan’ın paşa gönlüne kadar yönetilecek bir devlet değildir. Böyle iş bilmezlik olmaz. Böyle devlet insanlığı olmaz.Sayın Erdoğan; iş yapıyor gibi görünmek için, şekilden şekile girmekten artık vazgeç. Aldığın abuk sabuk kararlarla, şiddet durumdaki insanlarımızı daha da zorlama duruma düşürme. Ya işini yap veya sandığı getir, biz de memleketi hak ettiği gibi yönetelim.

ERDOĞAN’A ‘RİZE’ TEPKİSİ

Biliyorsunuz, sayın Erdoğan geçen haftaki grup toplantısında Rize’deki provokasyonun azmettiricisi olduğunu itiraf etti. Daha başka planları da olacak oysa ‘Bu daha iyi günleriniz’ diye ekledi. Bu vesile ile kendisine Rizeliliğini, Rizeli bir ailenin oğlu olduğunu da hatırlatmış olduk, fazla gururluyum. Sayın Erdoğan, madem Rizelisin o zaman Rize’ye sahip çıkacaksın kardeşim. İkizdere’yi korumak için canla başla uğraş edenlere yardım olacaksın. Madem Rizelisin, gelin hanımın adım atmasını beklemeyeceksin, önce sen davranacaksın. ‘Rize’nin doğasını birkaç rantçıya yedirmem’ diyeceksin. Madem Rizelisi,n İstanbul’a ihanet ettiğin gibi Rize’ye ihanet etmeyeceksin.

Rizeli sayın Erdoğan, muhterem kayınbirader, İkizdere’nin güzelim ormanlarına taş ocağı açmaya çalışan ayrıca de Rizeli olan umulan müteahhite bir otoyoldan bir sene için 2 milyar 150 milyon lira garanti ödemesi yaptı.

Buradan bildiri ediyorum; Rizelilere sahip çıkmaya devam edeceğim, hiç kusura bakma milletimizin yanında durmaya devam edeceğim.Milletin gerçekleriyle daha çok yüzleşeceksin. Kayınbirader, gelin hanımdan öğrenecek..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir